Bilgisayarın Tarihi

Bilgisayar çok hızlı işlem yapabilen elektronik bir cihazdır.İnsanlar ticaretin başlamasıyla ve paranın bulunmasıyla zamanla sayılarla uğraşmaya başladı.Sayılarla işlemler yapmaya başladı ve sayılarla işlem yapmak için abaküsü yaptılar.Abaküs ilk bilgisayar olarak kabul edilir.Bundan yaklaşık olarak 5000 yıl önce Asyada ortaya çıkan bugün de hala ilkokul sıralarında da olsa kullanılan abaküs olduğu düşünülebilir. Fakat daha sonra kağıt ve kalemin yaygınlaşması ile abaküs önemini kaybetmeye başladı.

1642 yıllarında , Fransız bir vergi tahsildarının oğlu olan 18 yaşındaki Blaise Pascal (1623-1662), babasına işine yarayacak Pascalin adında bir tip hesap makinası geliştirdi. Bu araç 10 tabanına göre işlemlerde başarı ile kullanıldı. pascalinin dezavantajı toplama işlemi ile sınırlı olmasıydı.

1694 yılında alman matematikçisi ve filozofu olan Gottfried Wilhem von Leibniz (1646-1716), çarpma işlemlerinde de kullanılabilecek pascalini yapmayı başardı. Daha sonra bir fransız olan Charles Xavier Thomas de Colmar dört temel matematiksel işlemi (toplama, çıkartma, çarpma ve bölme) yapan cihazı yapmayı başardı.Bilgisayar tarihinin gerçek başlangıcı ise bugün İngiliz bir matematik profösörü olan , Charles Babbage (1791-1871) ile başlar. 1812 de Babbage makinalar ile matematik arasındaki doğal uyuma dikkat çekti. Makinalar hata yapmaksızın görevlerini tekrarlayan cihazlardır. Matematikte ise; özellikle matematiksel tabloların üretilmesi basit adımların tekrarlanması ile gerçekleşir. Problem matematiğin ihtiyacına göre makinaların olayın uygulanabilmesiydi. 1822 de bu problemin çözülmesi için Babbage’in ilk adımı Difransiyel eşitliklerin çözümü için Farklar Makinası (Difference Engine) denilen bir makina önerdi.Lokomotif gibi büyük ve buhar gücüyle çalışan makina bir programa sahip olacak hesaplamaları yaptıktan sonra sonuçları otomatik olarak yazabilecekti. 10 yıl bu makina için çalışan Babbage aniden ilk düşüncesinden hareketle Analitik Makina (Analytical Machine) ismini kullandı. Bugünün standartlarına göre çok ilkel olan Babbage’nin buhar güçlü bilgisayarı sonuçta asla yapılmadı.

 

BİLGİSAYARIN GEÇİRDİĞİ EVRELER

 

Birinci Nesil Bilgisayarlar (1945-1956)
2.Dünya Savaşı’nın başlamasıyla bilgisayar araştırmaları artmış.1941 de Alman mühendis Konrad uçak ve roket için Z3 bilgisayarlarını geliştirmiştir.

Daha sonra ingilizler ve Amerikalılar bilgisayarı geliştirmeye başladı.
Bu geliştirilen bilgisayarların dezavantajları vakum tüplerinin olmasıydı.

1944 de ingilizler almanların mesajlarını çözebilmek için Colossus adlı gizli kodları kırmayı başaran bilgisayarı dizayn ettiler. IBM ile çalışan Howard H. Aiken (1900-1973), 1944 de tamamen elektronik hesap makinasını üretti. Kısaca Mark I olarak adlandırlan makina elektronik rolelerden oluşmuş bir cihazdı. Mekanik parçaları hareket ettirmek için elektromagnetik sinyaller kullanılmıştı. Makina yavaştı çünkü tek hesaplama 3-5 saniye alıyordu ve ard arda gelen hesaplamalar sırasında herhangi bir şey değiştirilemiyordu. Fakat daha kompleks eşitliklerin üstesinden gelebiliyordu.

Savaş nedeniyle gelişmiş diğer bir bilgisayar, Amerikan hükümeti ve Pennsylvania Universitesi ortaklığı ile ortaya çıkmış olan ENIAC adlı bilgisayardı (Electronic Numerical Integrator And Computer). Bilgisayar 18000 vakum tübü, 70000 direnç ve 5000000 lehim noktarına sahipti. 160 kilowatt elektrik gücü tüketen makina Philadelphia daki ışıkların sönükleşmesine neden oluyordu. ENIAC, Mark I e göre 1000 kez daha hızlı bir bilgisayardı.

1945 de EDVAC (Electronic Discrete Variable Automatic Computer) dizayn edildi. Bu bilgisayarda verilerde program gibi hafızada tutuldu. Bu hafızaya depolama olayının doğmasına neden oldu ve bilgisayar belli bir noktada durudurulduktan sonra devam etmesi sağlanmış oldu. Bilgisayar programlamada çok yönlülüğün artmasına neden olundu. Birinci nesil bilgisayarların dezavantajları vakum tüpleri ile çalışmaları ve verilerin davul şeklideki magnetik şeylerde toplanmasıydı.

İlk programlama dili makine dilinde yazılmaya başlandı ve bilgiler bellekte saklanıyordu.
Bu kuşağın temel özellikleri şunlardır:
1. İşlemci olarak çok büyük vakum tüpleri kullanılırdı
2. Fazla enerji harcarlardı
3. Çevreye fazla ısı yayarlardı
4. Veri programlarını ana belleklerinde tutarlardı
5. Saklama aracı olarak manyetik teyp kullanılırdı
6. Programlar fazla detay gerektiren makine dilinde yazılırdı.

 

İkinci Nesil Bilgisayarlar (1956-1963)
1948 de transistörlerin keşfi ile birlikte bilgisayarların gelişimindeki artış iyice arttı. Transistörler televizyonlardaki, radyolardaki ve bilgisayarlardaki büyük ve hantal vakum tüplerinin yerlerini aldılar. Transistörlerin bilgisayarlarda kullanılmaya başlaması ile ikinci nesil bilgisayarlar daha küçük, daha hızlı daha güvenilir ve önceki modellere göre daha az enerji tüketen modeller olarak ortaya çıkmasına neden oldular. İkinci nesil bilgisayarlarda makine dili ile assembly dili yer değiştirdi ve böylece uzun ve zor ikili kodların yerini kısa programlama kodları aldı.

1960 ların başlarında işyerleride, üniversitelerde, ikinci nesil bilgisayarlar kullanılmaya başlandı. İkinci nesil bilgisayarlara yazıcılar, tape birimleri, disk birimleri, hafıza, işletim sistemi ve programlar ilave edildi. IBM 1401 ikinci nesil bilgisayarlar için önemli bir örnektir. Daha gelişmiş COBOL (Common Business-Oriented Language) ve FORTRAN (Formula Translator) gibi yüksek seviye diller kullanılmaya başlanmıştır. Bu tip dillerde; kriptik ikili makina kodları yerlerini kelimelere, cümlelere ve matematksel formüllere bırakarak bir bilgisayarın programlanmasının daha basit hale gelmesine neden olmuştur. İkinci nesil bilgisayarların ortaya çıkışı ile birlikte yeni meslek tipleri (programcı, analizleyiciler, bilgisayar sistem uzmanları) ve software endüstrisi doğmuştur.

İlk dönemde kullanılan Vakum Tüplerinin yerine transistörler kullanılmaya başlandı.
Bununla beraber daha hızlı ve daha az elektrik harcamaktaydı. ASSEMBLY makine dili
kullanılmaktaydı. Bu kuşağın temel özellikleri şunlardır:
1. İşlemci olarak vakum tüpleri kullanılırdı
2. Ortalama 10.000 transistör ile çalışırlardı
3. Az enerji kullanırlardı
4. Daha az ısı yayarlardı
5. Transistörler tablolar üzerine el ile monte edilirdi

 

Üçüncü Nesil Bilgisayarlar (1964-1971)
Transistörler vakum tüplerine göre avantajlı olsalarda büyük miktarda ısı yayarlar ve bilgisayarın duyarlı iç parçalarının bozulmasına neden olabilirler. Kuarz bu problemi çözdü. 1958 yılında Texas Instruments deki mühendislerden Jack Kilby Tümleşik devreyi (Integrated Circuit (IC)) geliştirdi. Tümleşik devre (IC), kuartzdan yapılmış küçük bir silikon disk üzerinde 3 elektronik bileşenden meydana gelir. Bilimadamları daha sonra yarıiletken olarak adlandırılan küçük bir yonga (chip) üzerine pekçok parçayı yerleştirerek yönetmeyi balardılar. Sonuçta bilgisayarlar küçük bir yonga üzerine daha fazla bileşenin katılmasıyla küçülmüş oldular. Üçüncü nesil bilgisayarlarda işletim sistemi etrafında pekçok programın çalışması mümkün oldu ve bilgisayar hafızası bu programlar tarafından ortak olark kullanılmaya başlandı.

Transistörler bir araya getirilerek Entegre Devreler yapıldı. İlk Merkezi İşlem birimi CPU
yapıldı. Bu kuşağın temel özellikleri şunlardır:
1. İşlemci olarak entegre devreler kullanılırdı
2. Düşük maliyet ile yüksek güvenirlik sağlanmaya başlandı
3. Manyetik diskler kullanılmaya başlandı
4. Program ve veriler ihtiyaç duyulduğu sürece saklanabiliyordu

 

Dördüncü Nesil Bilgisayarlar (1971- Hala Gelişiyorlar)
Tümleşik devrelerden sonra, boyutlar azalmaya devam etti. Bir yonga üzerine yüzlerce bileşen monte edildi (Large scale Integration (LSI)). 1980 de bir yonga üzerine binlerce bileşenin yüzlercesi sıkıştırıldı (Very Large scale Integration (VLSI)). Sayı milyonlar mertebesine çıktığında (Ultra-Large scale Integration (ULSI)) söz konusu oldu. Bilgisayarların boyut ve fiyatları azaldı ve azalmaya devam ediyor. Bunun yanında güçleri verimlilikleri güvenilirlikleri artmaya devam ediyor. 1971 yılında Intel 4004 yongasını ürettiğinde çok küçük bir yonga üzerinde bilgisayarın tüm bileşenleri (merkezi işlem birimi (Central Processing Unit (CPU)), hafıza, girdi ve çıktı yönetimi) toplanmıştı.

1981 de evde, işyerinde ve okullarda kullanım için kişisel bilgisayarı (Personal Computer (PC)) ortaya çıkarttı. 1981 de 2 milyon olan PC sayısı 1982 de 5.5 milyona ulaştı. On yıl sonra 65 milyon PC kullanılmaya başlandı. Giderek bilgisayarların boyutları küçülmeye devam ederek laptop bilgisayarlar (bir çantaya sığacak büyüklükte), palmtop (gömlek cebine girebilecek büyüklükte) bilgisayarlar dizayn edildiler. 1984 yılına gelindiğinde ilk kez IBM PC ve Apple Machintosh yarışı başladı. Machintoshlar user-friendly dizayn ile ortaya çıktı. Machintoshun sunduğu işletim sistemi; kullanıcılara, yazılı komutlar yerine bilgisayar ekranında simüle edilen bir simge ile diğer simgeleri (icon) taşıma kolaylığı sağladı. Yakın bilgisayarların daha etkili kullanılabilmesi için birbirlerine bağlanmaya başladılar ve bilgisayar ağları kurulmaya başlandı. Ağ üzerindeki herbir bilgisayar diğer bilgisayarların hafızalarını, programlarını bilgilerini paylaşmaya başladı. Bu tür birbilerine bağlı bilgisayarların oluşturduğu ağlar (Local Area Network (LAN)) diğer bilgisayar ağlarına bağlandılar. Böylece tüm dünyadaki bilgisayarlar birbirlerine bağlanarak ağların ağı olan İnterneti oluşturdular.

Dördüncü Kuşak (Mikroişlemcili) Bilgisayarlar (1970-?)
İşlem ve kontrol birimlerinin tümünün bir arada bulunduğu chipler geliştirildi.
Bu kuşağın temel özellikleri şunlardır:
1. Mikroişlemcilerle daha hızlı işlemler yapılmaktadır
2. Daha fazla bilgi ve program saklanabilen disk ve CD’ler kullanılabilmektedir
3. Yapay zekâ kavramı hayata geçirilmiştir
4. Ağ sistemleri oluşturulup bilgisayarlar arasında iletişim sağlanabildi
5. Bilgisayarlar fiziksel olarak küçülerek kullanışlı ve taşınabilir hale geldi

 

Beşinci Nesil Bilgisayarlar (Henüz Hayal Aşamasında)
Beşinci nesil bilgisayarları tanımlamak henüz biraz zor çünkü henüz başlangıç aşamasındalar. Beşinci nesil bilgisayarların en ünlüleriden biri Arthur C. Clarke ın romanındaki (2001: A Space Odyssey) HAL9000 dır. HAL insan operatörlerle sohbet eden, görsel girdiler kullanan ve kendi deneyimleri ile öğrenen yeterli yargılama süreçlerine girebilen bir bilgisayardır. Ne yazık ki HAL psikolojik arızalar sahip, uzay gemisine el koyan ve pekçok insanı öldüren bir robottur.
Isaac Asimov’un Ben robot ve Üç robot Yasası adlı bilim kurgu eserlerindeki robot tiplerin insan robot arasındaki çizginin ne kadar incelebileceğine ilişkin güzel örnekler vermektedir. Hollywood’un sunduğu Terminator II daki öğrenen beşinci nesil bilgisayarlar ilişkin örnekler çok çarpıcıdır.

Yapay zeka yapma yönünde çalışmalar yapılmaktadır. Bilgisayar teknolojisinde yeni bir
araştırma konusu olan yapay zekâ “kendi kendini denetleyebilen, daha akıllı ve
insanlarla tam bir uyum içerisinde olabilen zeki makineler yapmak” şeklinde tarif
edilebilir. Bu alanda yapılan çalışmalar henüz istenilen düzeyde değildir. Bu kuşaktaki
bilgisayarlardan beklenen hedefler şunlardır:
1. Üretkenliğin düşük olduğu alanlarda, üretkenliği arttırmak amacıyla pratik
metotlar geliştirmek
2. Kalkınmada ve gelişmede, uluslar arası dayanışmaya katkıda bulunmak
3. Enerji ve kaynak tasarrufunda bulunmak
4. Toplumun sorunlarına pratik çareler bularak, toplumsal huzur ve güvenin
sağlanmasında katkıda bulunmak

 

Türkiye’nin İlk Bilgisayarı
Türkiye’ye bilgisayar ilk defa 1960 yılında, yol yapımında gereken hesaplamaları daha hızlı yapabilmek için getirildi. Karayolları Genel Müdürlüğü’ne getirilen ilk bilgisayar IBM-650 Veri İşleme Makinesi’dir. Ancak Türkiye’de IBM 650’nin dilinden anlayan bir bilgisayar mühendisi veya bilgisayar programcısı bulunmuyordu. Daha doğrusu bilgisayarın ne demek olduğunu bilen sadece bir avuç insan vardı. Bu nedenle, kendi imkanlarımızla fizikçi, matematikçi ve inşaatçılardan oluşan Türkiye’nin ilk bilgi işlemci ekibi oluşturuldu. Türkiye’nin ilk bilgisayarı IBM 650 karayollarında 1978 yılına kadar, 18 yıl boyunca hizmet verdi.

Bu Bilgisayarın Bazı Özellikleri:
– Birinci nesil, lambalı olması
– Her biri 10 karakter ve 1 işaretten oluşan 2000 sözcüklük Tambur bellek bulunması
– Dakikada 78000 toplama-çıkartma, 5000 çarpma ve 138.000 mantıksal karar verebilme özelliği
– Delikli kart ile bilgi girişi yapılması
– Özel kablolarla bağlanan kontrol paneller ile delikli kart irtibatı
– Okuma 200, Delme / Yazma 100 kart / Satır dakika hızında olması
– Assembler ve FORTRAN’ın özel programlama dilleri kullanımı (SOAP-FORTRANSIT)

Okuma-Delme (Read-Punch) birimi

Türkiye’de kullanılan ikinci bilgisayar ise akademik destek amacıyla İstanbul Teknik Üniversitesi’ne getirildi. İTÜ’nün ardından Orta Doğu Teknik Üniversitesi de bilgisayara sahip oldu. Üniversitelerin ardından bilgisayar bankacılık gibi diğer sektörlere de yayıldı; öyle ki bilgisayarla yeni tanışan insanımız işlerinin ellerinden alınacağı kaygısıyla ofislerde bilgisayarın kullanımına direniş gösterdi. Tüm bu olumsuzluklara rağmen bilgisayar hızla ilerleyen teknolojinin rüzgarını arkasına alarak geniş alanlara yayıldı. 1960 yılında onlarca metrekarelik alanı kaplayan bilgisayar zamanla daha kullanışlı ve yaygın hale geldi. 1970’li ve 80’li yıllara gelindiğinde ise bilgisayar yazılımlarında gelişmelerin gerçekleştiği daha hızlı ve elektronik devreler için yeni tekniklerin ortaya konduğu yeni programlama tekniklerinin geliştirildiği ve elektronik parçaların giderek küçüldüğü yeni bir döneme girildi.

1990 yılına gelindiğinde bilgisayar toplumun büyük bir kısmına kendini duyurmayı başarmış, dikkat çeken bir unsur halini almıştı. Devlet kurumları ve ofislere de girdikten sonra bilgisayar o kadar gelişti ki çocukların bilgisayar kullanımının kısıtlanması için ürünlere ebeveyn denetim özellikleri konulmak zorunda kalındı. Apple öncülüğünde Türkçe F-klavye Türkiye’ye getirildi . Küreselleşme ve dünya pazarında meydana gelen yenilikler sonucunda artık bilgisayar hayatımızda öyle bir yere sahip olmuştu ki, 2005 yılına gelindiğinde satılan bilgisayar sayısı 1 milyona ulaşmıştı. 90’lı yıllar bilgisayar saltanatının başlangıcıydı. 2000’li yıllarda ise masaüstü bilgisayarlar yerini dizüstü, mobil bilgisayarlara ve internet çılgınlığına bıraktı.

Uzaktaki bilgisayarlarda yer alan dosyalara ve mesajlara ulaşmaya imkan sağlayan BBS sistemleri dünyayı etkisi altına alırken yavaş yavaş Türkiye’de de ilgi görmeye başladı. bu sistem World Wide Web öncesi basit bir sistemdi. Türkiye’de ise akademisyenlerin ortaya attığı “Türkiye İnternet Projesi” 1993 Ankara Washington arası 64 KB’lık bağlantıyla uygulamaya geçirildi. Başlangıçta sadece üniversitelerle sınırlı olan ve yaygınlaştıkça gelişen binlerce küçük ağdan ve milyarlarca küçük bilgi parçacığından oluşan internetin kulanımı günümüzde kitlesel denecek seviyeye ulaştı.

Türkiye ve Dünya’da bilgisayar hayatı kolaylaştıran kişisel ve kitlesel yönden en önemli şey haline geldi. Çıkışıyla Dünyayı sarsan radyo ve televizyon son 50 yılda bilgisayarın çok gerisinde kaldı. Bilgisayar teknolojisinin her an büyüyen ilerleyişi ve gelişimi tüm dünyayı etkisi altına almaya devam ediyor.

Paylaş :

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir